Evet cumartesi günü evimize ulaştık Sadece sorumluluğumuzu yerine getirdik. Yesevi Vakfımızın görevlendirmesiyle, emanetlerinizi götürdük. Allah kurbanlarınızı, hayır ve ibadetlerinizi kabul etsin. Ömrünüzü bereketlendirsin, kulluk şuurumuzu arttırsın, Ke

Perşembe, 22 Ağustos 2019 12:08 tarihinde oluşturuldu
Gösterim: 46
Pin It
 
 
İlyaz Saka

KAZANIRKEN KAYBETMEK (!)

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:
“Kim ki nefsine bir kadir-kıymet payı ayırırsa, bilsin ki bu takdirde kendisinin kadri-kıymeti yoktur!”
[Gurur ve kibre kapılarak kendini büyük gören, hakîkatte Allah indinde kendini küçük düşürmüş olur. Kim ki kusur ve noksanlarının farkında olmaz, Allâh’ın sonsuz kudret ve azameti karşısında bir “hiç” hükmünde olduğunu idrâk etmezse, kendisine bir kıymet ve kudret izâfe etmiş olur. Bu ise Cenâb-ı Hakk’ın “Kibriyâ/büyüklük, azamet” sıfatına ortaklığa kalkışmak demektir. Lâkin tevhîd akîdesinin ortaklığa aslâ tahammülü yoktur.
Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, kibrin ilk temsilcisi olarak iblis gösterilmektedir. O, Cenâb-ı Hak’tan gelen; “Âdem’e secde et!” emri karşısında büyüklük taslamış, neticede bu kibri onu küfre sürüklemiştir.[3] Allah Teâlâ, iblisin bu davranışına karşı:
“…Böbürlendin mi, yoksa gerçekten yücelmiş olanlardan mısın?” (Sâd, 75) buyurmuştur. Böylece onun secde etmeyişinin gerçek bir yücelikle alâkası bulunmadığını ve sadece büyüklük kuruntusundan kaynaklandığını beyân etmiştir.
Yüksek mânevî derecelere ermiş olan Bel’am bin Bâûra da nefsine uyup benliğin pençesinde perişan oldu.
Yine Kârun, Allâh’ın lûtf u keremiyle ihsan ettiği nîmetleri kendine izâfe ederek, “Ben kazandım.” dedi, şımarıp azgınlaştı. O da dayanıp güvendiği bütün servetiyle yerin dibine gömülerek kahroldu gitti.
Demek ki büyüklenip gururlanan kimseyi, Allah Teâlâ rezil-rüsvay eder, hor-hakir kılar. Buna mukâbil, hadîs-i şerîfte buyrulduğu üzere:
“Allah rızâsı için alçak gönüllü olanı, Allah yüceltir.” (Müslim, Birr, 69)
Bu yüzden bizler de, herhangi bir nîmet veya muvaffakıyete eriştiğimizde, bir sâlih amel işlediğimizde, bir hayır-hasenatta bulunduğumuzda, bundan nefsimize pay çıkarmamalı; bilâkis hiçlik, mahviyet ve acziyetimizi îtirâf ederek Cenâb-ı Hakk’a şükretmeliyiz. Unutmayalım ki bizler bu dünyaya arz-ı hâl için geldik, arz-ı endâm için değil!..]
Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurur:
“Amelleriniz, hakkınızdaki en güzel şâhitlerinizdir. Allah, kullara aslâ zulmedici değildir. Azıcık iyi amele, çok mükâfat verir. Kötü huylardan sâlim-berî olan birine aslâ fâsid demez. Sâdık, dürüst, doğru birisini de aslâ yalancılıkla isimlendirmez…”
[Kişinin ilâhî hesap günü, lehinde ve aleyhinde en büyük şâhidi, yine kendisi olacaktır. Âyet-i kerîmede:
“O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını Biz’e elleri anlatır, ayakları da şâhitlik eder.” (Yâsîn, 65) buyrulmaktadır.
Yani âhiretteki mükâfat da cezâ da bu dünyada kendi yaptıklarımızın karşılıklarıdır. Cenâb-ı Hakk’ın bizim hiçbir iyiliğimize ihtiyacı olmadığı gibi, hiçbir kötülüğümüzden de O’nun şân-ı ulûhiyyetine zerre kadar ziyan gelmez. Kul, yapıp ettikleriyle ancak kendi saâdet veya felâketini hazırlamış olur. Nitekim âyet-i kerîmelerde buyrulur:
“İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz…” (el-İsrâ, 7)
“O gün hiç kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.” (Yâsîn, 54)
“Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yûnus, 44)]

Altınoluk Dergisi, 2019 – Nisan, Sayı: 398, Sayfa: 032

Evet cumartesi günü evimize ulaştık Sadece sorumluluğumuzu yerine getirdik. Yesevi Vakfımızın görevlendirmesiyle, emanetlerinizi götürdük. Allah kurbanlarınızı, hayır ve ibadetlerinizi kabul etsin. Ömrünüzü bereketlendirsin, kulluk şuurumuzu arttırsın, Kendi rızasına talip bahtlı kullarından eylesin.
Allah’a emanet olun..